Otizmin farkındayız, Otizmlilerin yanındayız

03/01/2026

Projemiz Avrupa Birliği ve Türkiye Ulusal Ajansı tarafından sağlanan hibe ile gerçekleştirilmiştir.

Düzce’de otizm farkındalığı için gençlerden güçlü adım: Sanatla, empatiyle, eylemle

Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), belirtileri çoğunlukla yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan; sosyal etkileşimde, sözel ve sözel olmayan iletişimde güçlükler, tekrarlayıcı davranışlar ve sınırlı ilgi alanlarıyla kendini gösteren nörogelişimsel bir durum olarak tanımlanıyor. Son çalışmalarda görülme sıklığı %0,2–0,5 aralığında bildirilen otizme dair farkındalık düzeyi ise hâlâ istenen seviyede değil. Avrupa ve Türkiye’de her 68 çocuktan birinin otizmle dünyaya geldiği ifade edilirken, toplumda her 10 kişiden 7’sinin otizmi ve belirtilerini yeterince bilmediği vurgulanıyor. Tohum Otizm Vakfı için 2015 yılında gerçekleştirilen “Türkiye’deki Bireylerin Otizm Algısı ve Bilgi Düzeyi” araştırmasının sonuçları da bu tabloyu destekliyor: Araştırmaya katılanların yalnızca yüzde 29’u otizmi duyduğunu belirtirken, otizmin tedavisine ilişkin soruya yüzde 73 oranında “fikrim yok” yanıtı veriliyor. Erken tanı ve eğitimin kritik önemine rağmen, katılımcıların önemli bir kısmının otizmi “hastanede tedavi” ile ilişkilendirmesi, doğru bilgiye erişimin ne kadar gerekli olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Bu ihtiyaçtan yola çıkan proje, gençler ve genç yetişkinler arasında otizm farkındalığını artırmayı; önyargıları azaltmayı ve OSB’li bireylerin sosyal yaşama katılımına destek olacak kapsayıcı bir bakışın güçlenmesini amaçlıyor. Projenin genel hedefi, Avrupa’da ve Türkiye’de otizm farkındalığının özellikle genç kuşaklar arasında geliştirilmesi gereken bir toplumsal konu olduğuna dair bilinç oluşturmak. Özel hedefler arasında; OSB’nin bulaşıcı bir hastalık olmadığı, nörobiyolojik temelli bir farklılık olduğu konusunda doğru farkındalık kazandırmak; OSB’li bireylerin düşünen, hisseden ve uygun desteklerle sosyal yaşama uyum sağlayabilen bireyler olduğunu görünür kılmak; erken tanı ve erken müdahalenin önemini vurgulamak; OSB’li bireylerin kendilerine özgü yetenek ve güçlü yönlerini tanıtmak; eğitim ve destek süreçleriyle bağımsız yaşam becerilerinin gelişebileceğini ortaya koymak ve OSB’li bireylerin diğer engel gruplarında olduğu gibi yasal haklara sahip olduğuna ilişkin bilinci yaygınlaştırmak yer alıyor. Projede, mesajın yalnızca “anlatılan” değil, “yaşanan ve üretilen” bir sürece dönüşmesi için sanatsal dışavurum teknikleri temel yöntemlerden biri olarak seçildi.

Programın ilk adımında katılımcıların OSB’yi bilimsel çerçevede tanıması hedefleniyor. Bu kapsamda DSM-5 tanı kriterleri ışığında “Otizm spektrum bozukluğuna sahip çocuk kimdir? Konuyu uzmanından öğreniyoruz” başlıklı oturum düzenlenerek katılımcıların OSB’nin temel özellikleri, yanlış bilinenleri ve destek yaklaşımları hakkında doğrudan uzman bilgisi edinmesi sağlanacak. Uzman sunumunun ardından proje boyunca kullanılmak üzere basılı ve dijital bilgilendirme materyalleri hazırlanacak; böylece gençler, farkındalık mesajını afiş, kısa metin, görsel ve sosyal medya içeriklerine dönüştürerek daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefleyecek.

Projenin en güçlü ayaklarından biri de empati ve gerçek yaşam deneyimi olacak. OSB’li çocuğu olan ebeveynlerin günlük hayatta karşılaştıkları durumları paylaşacağı oturumlarla katılımcıların yalnızca bilgi edinmesi değil, aynı zamanda duygudaşlık kurması amaçlanıyor. Etkinliklerin etkililiğini ölçmek ve ekip içi iş birliğini güçlendirmek için oyunlaştırma yöntemleri devreye alınacak; çapraz bulmaca gibi etkinliklerle öğrenme pekiştirilecek. Katılımcıların birbirini daha yakından tanıması ve sözsüz iletişimi deneyimlemesi için “resimden söyle” gibi uygulamalar yapılacak; proje sürecindeki performansı izlemek üzere değerlendirme kartlarıyla düzenli geri bildirim mekanizması işletilecek.

Kültürlerarası öğrenme de projenin önemli parçalarından biri olarak konumlanıyor. “Ülkeleri tanıyalım” etkinliğiyle katılımcılar kendi ülkelerini ve folklorik değerlerini paylaşacak; “Geleneksel Yemek Zamanı” kapsamında ülke bayraklarının asıldığı stantlarda kısa sunumlar yaparak geleneksel yiyecek ve içeceklerini tanıtacak, tadım ve soru-cevaplarla etkileşim kuracak. “Geleneksel Şarkılar” etkinliğinde ise katılımcılar ülkelerinden seçilen şarkıları tanıtarak farklı müzik türleri hakkında bilgi paylaşacak; her ülke, popüler bir şarkının nakaratını kendi dilinde öğretip birlikte söyleyerek ortak bir kültürel bağ oluşturacak. Etkinliğe davet edilen çocuklarla birlikte el ele “The World” şarkısının söylenmesi planlanarak kapsayıcı ve sembolik bir birliktelik anı oluşturulacak.

Yerel etkiyi artırmak için Düzce’deki sivil toplum örgütleri, özel eğitim okulları ve rehabilitasyon merkezleriyle iş birliği içinde “OSB’li çocuklar için farkındalık çalıştayı” düzenlenecek. Bu çalıştayda, farkındalık çalışmalarının daha etkili olmasını sağlayacak stratejiler ve yerelde uygulanabilir yöntemler belirlenecek. Toplumun dikkatini hızlı ve anlaşılır mesajlarla yakalamak amacıyla kısa spot film çalışması yapılacak; OSB’li çocukların çevre tarafından fark edilmesini, onlara karşı duyarlılık oluşmasını ve otizm hakkında kısa-öz bilgilendirme sağlanmasını hedefleyen içerikler üretilecek. Projenin sosyal medya ve yerel halk aracılığıyla yayılmasını güçlendirmek adına flashmob etkinliği planlanırken, otizmin sembol rengi üzerinden “mavi tişört hazırlama” çalışmasıyla katılımcıların slogan ve figürlerle farkındalık mesajını görünür kılması amaçlanıyor.

Proje, farkındalığı yalnızca “bilgi” olarak bırakmayıp “beceri”ye dönüştürmeyi de hedefliyor. “Otizmli bireylerle iletişim becerisi” oturumu ile katılımcıların kişilerarası ilişkilerde zorlanabilen otizmli bireylerle daha sağlıklı iletişim kurma yollarını öğrenmesi, bunu çevresine doğru şekilde aktarabilmesi planlanıyor. “Otizmli çocuklarda yaşam becerileri” faaliyetiyle, OSB’li çocukların günlük yaşamlarını sürdürebilmeleri için hangi becerilerin nasıl desteklenebileceğine dair pratik stratejiler paylaşılacak. Sanatsal yönü güçlendirmek için “Dışavurumcu Sanat Terapisi” kapsamında katılımcılar kendi yetenekleri doğrultusunda kısa gösteriler hazırlayarak “otizmin dili” temasını yaratıcı bir anlatıma dönüştürecek. “Bunu Biliyor Musun?” gibi oyun temelli uygulamalarla da genç yaşta özel gereksinimli bireylerin haklarını koruma bilinci desteklenecek.

Projenin sosyal kapsayıcılık perspektifini genişletmek için katılımcılar, Düzce şehir merkezinde bulunan ve çalışanlarının büyük çoğunluğunu down sendromlu gençlerin oluşturduğu Kusursuz Kafe’yi ziyaret edecek. Bu ziyarette down sendromlu gençlerin sosyalleşme, özgüven ve yetenek keşfi süreçlerini yerinde görmeleri; oyun temelli etkileşimlerle kapsayıcı bir ortam deneyimlemeleri hedefleniyor. Proje boyunca uygulanacak “anket analizi” çalışmasıyla da hem katılımcıların hem de yerel halk ve paydaşların OSB’ye yönelik duyarlılık düzeyinin ölçülmesi; elde edilen bulgularla farkındalık çalışmalarının güçlendirilmesi planlanıyor.

Projeye her ülkeden 6 kişi olmak üzere 18–30 yaş aralığında gençler katılacak; her gruba en az 25 yaşında ve proje deneyimi bulunan bir grup lideri eşlik edecek. Projede dezavantajlı katılımcılara da yer verilerek, otizmli bireyler, eğitim dışına çıkmış gençler ve ekonomik dezavantajlı katılımcılarla kapsayıcı bir öğrenme ortamı kurulması hedefleniyor.

Proje sonunda katılımcıların, otizmli gençleri daha doğru anlaması; alternatif iletişim kanallarını öğrenmesi; erken tanı, eğitim ve hak temelli yaklaşımın önemini kavraması bekleniyor. Uygulamalı ve sanatsal çalışmalar sayesinde katılımcıların yalnızca empati kurmakla kalmayıp, yerelde farkındalık çalışmaları başlatabilecek “aktif yurttaş” becerilerine yaklaşması amaçlanıyor. Üretilen kısa filmler, görsel çalışmalar, afişler ve sahne performanslarının dijital ortamlarda paylaşılmasıyla proje çıktılarının daha geniş kitlelere ulaşması; “kar topu etkisiyle” otizm konusunda duyarlılığın yaygınlaşması planlanıyor.

Proje tamamlandığında katılımcılar, kendi bölgelerine döndüklerinde otizm alanında farkındalık çalışmaları yürütmek üzere öğrendiklerini uygulamaya aktardı; sivil toplum kuruluşları, vakıflar, enstitüler ve üniversitelerle gönüllü iş birlikleri kurmak için iletişim ağlarını genişletti ve yerelde otizm konusunda çalışmak isteyen kişi sayısının artmasına katkı sundu.